Östrojen artışı (gebelik)
Oral kontraseptif kullanımı
Orak hücreli anemi
Sigara
Yaygın kanserler, özellikle adenokarsinomlarda salgılanan prokoagulan faktörler yaygın, dolaşıcı tromboflebite yol açar (Trousseau bulgusu). Pankreas adenokarsinomu ilk akla gelen örnektir.
Anyonik fosfolipidlere (kardiyolipin ve protrombin) karşı oluşan otoantikorlar lupus antikoagulanı olarak isimlendirilir. In vitro antikoagulan olsada in vivo arteriel ve venöz trombūs oluşturur. Sifilis testi, kardiyolipin içerdiğinden, bu hastalarda yanlış pozitif sonuç verir.
Hastaların bir kısmında SLE gibi otoimmün hastalık kliniği vardır. Diğerlerinde ise tek bulgu hiperkoagulabilitedir (primer antifosfolipid sendromu). Nadiren bazı ilaç ve enfeksiyonlarla oluşabilir.
Normal populasyonda %5-15 civarında antifosfolipid antikorları bulunur. Her zaman hastalığa yol açmaz. Hastalarda tekrarlayan venöz ve arteriel trombüsler, tekrarlayan spontan abortuslar, kardiak valvüler vejetasyonlar ve trombositopeni görülebilir. Venöz trombüsler en sık derin bacak venlerinde; arteriel trombüsler en sık beyin dolaşımında oluşur ama diğer bölgelerde etkilenebilir. Uterusda trofoblastik invazyon için gerekli olan t-PA aktivitesinin antikorlarla bloke edilmesi abortusa yol açar.
Renal mikroanjiopati, böbrek yetmezliğine yol açabilir. Antikoagulan tedavi verilir. Oral kontraseptif kullanımı ve hamilelik gibi östrojen artışında, koagulasyon faktörlerinin hepatik sentezi artar ve antitrombin III sentezi azalır. Yaşla birlikte trombosit agregasyonuna eğilim artar ve endotel hücrelerinde prostosiklin sentezi azalır.
Heparinin yol açtığı trombositopeni sendromu, populasyonun %5’inde görülür. Tedavi amacı ile fraksiyone olmayan heparin kullanıldığında, heparin ve trombosit membran proteinlerine karşı antikor gelişir. Bu antikorlar trombosit ve endotel yüzeylerine bağlanarak protrombotik etki yapar. Bunu engellemek için düşük moleküler ağırlıklı heparin kullanılmaktadır.
Morfoloji
Kalp ve aort içerisinde oluşan trombüslerde, trombosit ve fibrin birikiminin oluşturduğu soluk çizgilenmelere Zahn çizgileri denir. Postmortem pıhtı jelatinözdür ve bu çizgiler görülmez. Ayrıca postmortem pıhtı dokunulunca damar duvarından kolayca ayrılır. Halbuki trombüs fibrinle duvara yapıştığından kolay ayrılmaz. Küçük arterler ve venöz sistemde oluşan trombüslerde Zahn çizgisi belirgin değildir. Venöz trombüslerde dolaşım yavaş olduğundan eritrositler trombüsü kaplar ve kırmızı (staz) trombüs denir.
Mural trombüs kalp boşlukları ve aortada, duvara tutunan trombüslerdir.
Arteriel trombüsler genellikle tıkayıcıdır ve en sık koroner, serebral, femoral arterlerde oluşur. Venöz trombüsler (flebotromboz) her zaman tıkayıcıdır ve en sık derin bacak venlerinde oluşur. Atreriel trombüsler, tutunma bölgesinden geriye doğru gelişir. Venöz trombüsler ise akım yönüne doğru büyür (trombüsün kuyruğu kalbe doğru uzanır). Gelişen kuyruk iyi tutunamayıp, özellikle venlerde kopabilir. Emboliye yol açar.
Bazı durumlarda, kalp kapakcıklarında trombüs oluşur. Enfektif endokardit ve nonbakteriyel trombotik endokarditte, vejetasyonlar oluşur. Sistemik lupus eritematozusda, dolaşan immün komplekslere bağlı gelişen verrüköz (Libman-Sacks) endokardit görülebilir.
Trombüsün sonuçları:
Emboli:
Kaynaklandığı bölgeden kan yolu ile uzak bir alana taşınan intravasküler solid, sıvı veya gaz kitlesine emboli denir. %99 tromboemboli görülür.
Henüz üye değil misiniz? Kayıt olun
Üye misiniz? Girişi yapın